Bu İçeriği Paylaş
01 Aralık 2013 Pazar

Radyoterapide hayat kurtaran 5 dev adım!

Acıbadem Üniversitesi tarafından Antalya’da düzenlenen 14. Medikal Fizik Kongresi’nde bir araya gelen 400’ü aşkın medikal fizik uzmanı radyoterapideki gelişmeleri tartıştı


Günümüzde kanserin görülme oranı ve riski tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artıyor. Bu iç karartan tablonun yanı sıra iyi haberler de var; radyoterapi tedavisinde atılan dev adımlar hastanın hayatını kurtarmasının yanı sıra tedavi sürecinde de büyük bir konfor sunuyor. Örneğin artık yüksek doz ışın verilebilmesi sayesinde tümör yok edilebilirken çevresindeki kritik organların hasar görmesi de önlenebiliyor. Tedaviye bağlı yan etkiler artık neredeyse hiç görülmezken seans süresi de hastalığa bağlı olarak değişmekle birlikte 3 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor!
 
Sigara ve alkol tüketiminin artması, ne olduğu bilinmeyen kimyasalların her türlü gıdada koruyucu madde olarak kullanılması, obezite, hava kirliliği ve buna benzer insan vücuduna zarar veren her türlü yapay ürünlerin tüketilmesi nedeniyle tüm dünyada “kanser” görülme oranı ve riski hızla artırıyor. İşte, tanı-tedavi aşamasında devreye giren “Radyoterapi” de adeta baş döndüren bir hızla gelişen teknolojik cihazlar ve teknikler sayesinde, kanseri yenmek için cerrahi, medikal onkoloji ile beraber yaşamsal öneme sahip bir tedavi olarak karşımıza çıkıyor.
 
Radyoterapi altın çağını yaşıyor
 
10 yıl önce 4 santim çapındaki bir tümör için neredeyse tüm beyin ışınlanırken, günümüzde aynı boyuttaki tümörün 1 mm uzağına neredeyse sıfır doz veriliyor.
Radyoterapi tedavisi gören hastaların yaşam süresini uzatabilmesi ve azalan yan etkileri nedeniyle günümüzde ‘altın çağını’ yaşıyor. Radyoterapide artık akciğerde hareket eden tümörü takip eden sistemlerden, 3 dakika içinde biten tedavilere, beyni ışınlarken hafıza kısmını koruyan yapılardan, 20-30 yıllık sağ kalımları olan meme kanseri tedavilerine kadar birçok aşamaya gelindi. Öyle ki bundan 10 yıl öncesine kadar 4 santim çapındaki bir tümörü kaçırmamak için neredeyse tüm beyin ışınlanırken, şimdi ise aynı boyuttaki tümörün 1 mm uzağına neredeyse sıfır doz veriliyor.
 
Radyoterapinin hızla ilerlemesi yeni bir bilim dalını oluşturdu: Medikal Fizik!
 
Tüm dünyada yaşanan yüksek teknolojik gelişmeler profesyonel bir bilim dalını oluşturdu. Bu teknolojilerin geliştirilmesinden ve radyoterapi bölümlerinde yeni tedavi tekniklerinin uygulanmasından sorumlu olan; “medikal fizik uzmanları”. Profesyonel anlamda medikal fizik uzmanlarının da radyoterapide yerlerini almalarıyla beraber radyoterapide tedavi teknikleri olabilecek en son teknolojik noktalara ulaştı.
 
Radyoterapi tedavisindeki son gelişmeler aktarıldı.
 
Türkiye genelindeki hastanelerinde “medikal fiziğin” farklı disiplinleri ile hizmet veren Acıbadem Sağlık Grubu bünyesindeki Acıbadem Üniversitesi de, radyoterapi, radyoloji ile nükleer tıptaki son gelişmeleri dikkate alarak, 21-24 Kasım 2013 tarihleri arasında Antalya'da 14. Medikal Fizik Kongre'sini düzenledi. Yurt dışından ve ülkemizden 400’ü aşkın medikal fizik uzmanlarının katıldığı kongrede “Radyoterapi”, “Radyoloji” ve “Nükleer Tıp” alanlarındaki güncel uygulama ile çalışmalar sunuldu ve tartışıldı. Acıbadem Maslak Hastanesi Medikal Fizik Uzmanları Dr. Bülent Yapıcı, Görkem Güngör ile Gökhan aydın, radyoterapi tedavisinde hayat kurtaran gelişmeleri anlattılar.
 
Radyoterapi tedavisinde hayat kurtaran 5 gelişme!
 
Geniş alana değil, hedef odaklı ışınlama!
 
Yeni teknolojik gelişmeler ve medikal fizik uzmanlarının tedavide aktif rol almaları, vücutta geniş alana değil, sadece tümöre odaklanarak ışın verebilme imkanı sağlıyor. Böylece tümörün hemen yanındaki kritik organ korunurken, tüm dozu tümöre verebilecek kapasitede bir tedavi uygulanıyor. Uzmanlar radyoterapi tedavisinde son 10 yolda yaşanan gelişmeleri şöyle sıraladılar.
 
1. Tümörün çevresindeki organların hasar görmesi önlenebiliyor: Çok değil, bundan 10-15 yıl öncesinde radyoterapi tedavisinde tümörü kaçırmamak için geniş bir alanın ışınlanması gerekiyordu. Bu planlama ile hedeflenmiş olan tümörü kaçırma riski önlenebiliyordu. Ancak tümörle birlikte çevresindeki kritik organların da ışınlanması gibi çok ciddi bir sorun oluşuyordu. Günümüzde ise tümörün içine yerleştirilen ‘altın işaretleyiciler’ sayesinde artık tümörün yeri, hareketi ve koordinatları kolaylıkla tespit edilebiliyor. Bu sayede tümöre yüksek doz verilirken çevresinde bulunan kalp, akciğer veya böbrek gibi kritik organların da ışınlanarak hasar görmeleri büyük oranda önlenebiliyor.
 
2. Yüksek doz ışın vererek tümörün yok edilmesi sağlanıyor:  Eskiden vücutta geniş alan ışınlandığında tümöre yüksek dozda ışın verilemiyordu. Daha az doz verildiğinde ise tümör kontrol edilse bile yok edilemiyor veya yeniden ortaya çıkma riski önlenemiyordu. Günümüzde sadece hedeflenen bölge ışınlandığı için kanserli bölgeye yüksek ışınlama yapılabiliyor. Yüksek doz ışın vermek de tümörü daha çok yok edebilme ve yeniden ortaya çıkmasını engelleme imkanı sağlıyor.
 
3. Radyoterapi süresi 30 dakikadan 2-3 dakikaya indi: Radyoterapi tedavisindeki en büyük problemlerden biri de, seans süresiydi. Günümüzde tedavi süresini kısaltmak için “volümetrik ark terapi” adı verilen VMAT tekniği geliştirildi. Bu teknik sayesinde eskiden yaklaşık 30 dakika süren tedavi artık 2-3 dakikada tamamlanabiliyor.
 
4. Seans sayıları yüzde 90 oranında azaltıldı: Stereotaksi tekniği sayesinde, uygun tümörlerde yüksek dozlara çıkılması seans sayısını oldukça düşürdü. Örneğin akciğer kanserinde eskiden bu tip hastalarda tedavi 33 seansta tamamlanırken, bugün tüm işlemler 3-5 seansta sonlandırılıyor.
 
5. Radyasyon kaynaklı yan etki riski yok denecek kadar azaldı: Günümüzde hedefi ışınlarken komşu organlardaki yapılar korunabildiği için yan etkiler artık hasta tarafından tolere edilebilir hale geldi.
 
  • Örneğin prostat kanserinde prostatı ışınlamak isterken hastanın rektum ve mesanesi de ışınlandığı için bu bölgelerde kanama oluşması gibi ciddi bir sorun ortaya çıkıyordu. Günümüzde ise artık bu tür kanamalara yok denecek kadar ender rastlanıyor.
  • Baş boyun kanserinde lenfatik sistem, ağız boşluğu, tükürük bezleri ve yutma kasları da ışınlamak zorunda kalınıyordu.  Bunun sonucunda ağızda yaralar, ciltte ciddi kızarıklıklar, yutma güçlüğü, sağırlık ve görme kaybı gibi yan etkiler oluşuyordu. Bugün ise hastalar neredeyse hiçbir yan etki olmadan tedavilerini görebiliyorlar.
Beyin lezyonlarında tümör belli bir çaptaysa tüm beyin ışınlandığı için hasta hafıza kaybına uğramış ya da gözleri katarak olmuş halde tedaviden çıkarken, günümüzde ise hemen hiçbir yan etkiye maruz kalmadan şifa bulabiliyor. 

 
Bu içerik 2716 defa okundu.
* Bu işlemi gerçekleştirebilmek için Üye Girişi yapmanız gerekli!
Yorum Yazın
Üye Bilgi

  

Günün Diger Manşetleri
Çene ağrılarını hafife almayın Çene ağrılarını hafife almayın.. Çene ekleminde uzun yıllar ağrı, ses, tıkırtı ve sabah baş ağrısı çeken pek çok ..
ÇOCUKLARDA ALERJİK EGZAMA UYKUSUZLUĞA NEDEN OLABİLİR! ÇOCUKLARDA ALERJİK EGZAMA UYKUSUZLU.. Alerji, bir maddeye bireyin teması ile vücudunun anormal duyarlılık göstermesidi..
Çocuğum Hiperaktif' Deyip Geçmeyin Çocuğum Hiperaktif' Deyip Geçmeyin.. Uzman Psikolog Gani Eser Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) konu..